Ulu Camii

SİVAS MERKEZ Uluanak Mahallesi

BUGÜNKÜ SAHİBİ:   Vakıflar Genel Müdürlüğü

TESCİL TARİHİ: 08.07.1977 TESCİL KARARI: A- 646

AYRINTILI TANIM:

“Anadolu’nun en eski camilerindendir. Camilerin mekân fikrinin gelişmesinde önemli bir basamağı teşkil etmektedir. Avlusuna üç yönden girişli ve düz damlı, dikdörtgen planlı, Kufe tipli camii sınıfına giren ender örneklerdendir. Kubbe fikrinin henüz gelişmediği bir dönemde yapılmıştır. Bazı bilim adamlarına göre Danişmendli dönemi eseri olarak da kabul edilmektedir. Danişmendliler 1085–1178 yıları arasında Sivas, Kayseri ve Malatya’ya yerleşmişlerdir… Danişmendliler 1178’de Selçuklulara bağlanmasına rağmen adlarına yapılan yapılar yüzyılın sonuna kadar uzanmaktadır. Sivas Ulu Camii’ni de Danişmendli döneminin önemli eserlerinden saymak mümkündür.

1955 yılında yapılan büyük onarım sırasında camiinin inşa ve onarım kitabeleri bulunmuş, yapım tarihi ve yaptıranı ilim alemine tanıtılmıştır. Yapım kitabesi Sivas Müze Müdürlüğü’ndedir. 1120 envanter no’lu, kalkerli taştan, 0. 89 x 0. 49 x 0.17 mboyutlarında, üç satırlık kitabesi şöyledir:

Bu Mescidin yapılmasını din ve dünyanın kıymeti olan adaletli İzzeddin’in oğlu (aziz oldu ve Allah ona yardım etti) Melikşah’ın saltanatları zamanında Allah’ın rahmetine dönecek olan İbrahim oğlu Kızılarslan tarafından Kul Ahi’ye 593 (1196–1197) yılında emretti.

Onarım kitabesi de, Sivas Müze Müdürlüğü’nde 1121 envanter no’da kayıtlıdır. 0.52 x0.35 mboyutlarında, kalkerli taştan, dört satırlık kitabenin ilk satırı okunamamaktadır. Kitabenin okunuşu şöyledir:

Bir gücü ve topluluğu yenen, din ve dünyanın şerefi, fetihlerin sahibi, Allah’ın zayıf kulu, müminlerin emiri Keyhüsrev oğlu Keykavus Yusuf’un oğlu… 609 (1212) yılında Allah’ın rahmetine kavuştu.

Yapım kitabesinden de anlaşılacağı üzere camii,1196-1197’de II. Kılıç Arslan’ın oğlu Kutbettin Melik Şah’ın saltanatları zamanında Kul Ahi’ye yaptırılmıştır.

İkinci kitabeden de caminin I. İzzettin Keykavus döneminde, 1212 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.

Camiinin asıl ibadet alanı ahşap tavan üst örtülü sistemi 1955 yılı onarımında tamamen değiştirilerek ahşap taklidi betonarme haline getirilmiş, akıntıyı önlemek amacıyla üzeri bakır kaplı kırma çatı ile örtülmüştür.

Anadolu Camii mimarisinde Urfa Ulu Camii’nden sonra en erken tarihli son cemaat yerine sahip olan ve üç yönden girişi bulunan avlulu ilk camilerdendir. Güney duvarına dikey olarak düzenlenmiş 11 sahında, 50 yığma ayak birbirine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Ulu Cami, 54.70 x33.70 miç ölçülerindedir.

Doğu-Batı doğrultusunda dikdörtgen planlı avluya kuzey, doğu ve batı yönlerinden girilmektedir. Avlu, yaklaşık 25 x55 mölçülerindedir. Kuzey duvarı eksenindeki giriş kapısının iki yanında Daire kesitli mihrabiyeler yer almaktadır. Asıl ibadet alanına, kuzey duvarının tam ortasında asıl ve köşelere yakın yerlerden birer olmak üzere üç ayrı kapı ile girilmektedir.

Asıl ibadet alanının kuzey- güney doğrultusundaki on bir sahnı oluşturan kesme taş örgülü yığma elli adet ayak, sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Mihrap eksenine uzanan orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.

Ulu Camii, dıştan ve içten tamamen kesme taş malzeme ile yapılmış, beden duvarları kalın bir tabaka halinde kireçle sıvanmıştır. Cami orijinalde ahşap tavanlı, düz toprak damlı olarak yapıldığı halde günümüze bu şekliyle gelememiş; 1955 yılında geçirdiği onarımlar sırasında ahşap yerine daha dayanaklı malzeme olan beton kullanılarak tavanı yenilenmiş; ahşap görüntüsü verilmiştir.

Portal : Sivas Ulu Camii’nin asıl giriş kapısı ile diğer kapıları süslemesiz ve sade görünümlüdür.

Mihrap : Sivas Ulu Camii’nde 1955 yılında yapılan onarımlar sırasında çıkarılan orijinal mihrabın üzerinde, birbirini kesen sekizgenlerden geometrik örgü motifli iç içe iki sekizgenin kenarlarından çıkan kollarla kesilmesi ile kareler oluşturan süsleme elemanları bulunuyormuş. Onarımda mihrabın süslemeleri taş malzemeyle sade bir şekilde düzenlenmiştir. Üstünde yukarıya doğru gittikçe daralan yedi sıra mukarnaslı kavsaradan başka süsleme elmanı görülmez.

Minber : Ulu Camii’nin orijinal olmayan minberi taş malzemeyle, son derece sade bir şekilde yapılmıştır.

Minare : XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen minaresi, camii’nin güneydoğu köşesine yaklaşık3 muzaklıktadır. Minare kaidesi tuğla örtülü, sekizgen kaidelidir. Sağır kemerli nişler üzerinde firuze renkli sırlı tuğlalarla “el-azametü ve’l-ikbal…el-mülkü lillah’lvahidi’l-kahhar” yazılıdır. Tuğla örgülü silindirik gövde, şerefeye doğru düzgün bir biçimde incelerek yükselir. Tuğla gövde kilit örgülü yazı şeritlerinde firuze renkli sırlı tuğladandır. Kilit tuğla örgü gövdeyi aralıksız kaplar. Biri korniş altında diğeri gövdenin ortasında iki yazı kuşağı bulunmaktadır. Şerefe altı mukarnaslı olup ilk sırası orijinal, üst sıralar ve şerefe geç dönemlerde onarılarak yenilenmiştir. Şerefe mukarnaslarının başlangıcı tuğla, çini, mozaik malzemelidir. Küçük nişler içinde geometrik kompozisyonlar işlenmiştir.

Prof. Dr. Refet Yinanç, ‘Sivas Abideleri ve Vakıfları adlı’ adlı makalesinde (Vakıflar Dergisi, Sayı: XXII) camii ile ilgili önemli bilgiler vermektedir: ‘Ulu Cami, Timur istilasında tahribata uğradığı gibi 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Sivas’a hakim olan Mezid Bey ile onu itaat altına almak isteyen Çelebi Mehmed’in ümerasından Beyazıt Paşa arasında meydana gelen çarpışma esnasında da kısmen yıkılmıştır. Çelebi Mehmed kuvvetleri tarafından sıkıştırılan Mezid Bey, Ulu Cami’ye sığınınca Beyazıt Paşa cami’nin yıkılmasını emretmiş, Mezid Bey de minareye çıkarak mücadeleye devam etmek istemişse de minare ateşe verildiğinden teslim olmak zorunda kalmış. Cami daha sonra hayır sahipleri tarafından tamir ettirilmiştir. 1525’te yeniden onarılan cami 1597’de Sivas Valisi Mahmut Paşa zamanında tekrar tamir görmüştür. Son olarak Şeyh İhramcı Zade İsmail Hakkı Toprak’ın himmeti ve halkın yardımı ile 1955’de restore ve tamir ettirilerek ibadete açılmıştır.

Vakıflar : Vakfiyesi Timur istilası sırasında kaybolan caminin eski vakıfları daha sonra padişah beratları ile görevlilerin tasarrufunda bulunan yerlere göre tespit ve tescil edilmiştir. Vakıflarını 1578’de tanzim edilmiş evkaf ve tahrir defterlerinden tespit etmiş bulunuyoruz. Camiye altı köy, yedi mezra, dört zemin (arazi) vakfedilmiştir. Ayrıca daha sonra bazı hayır sahibi kişilerin tahsis ettikleri gelirle caminin vakıf gelirinin artığı görülmektedir. Tahrir defterinde yapılan tashihlerden ve pusula kayıtlarından caminin vakıflarının bu yüzyılın başlarına kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.’

1955 yılı büyük onarımını Merhum İhramcı-zâde İsmail Hakkı TOPRAK  yaptırmıştır.

Asıl ibadet alanı kuzey duvarında yer alan ve son cemaat yerine açılan pencerelerin iç lentoları dikkat çekmektedir. Bugüne kadar hiçbir kaynakta rastlamadığımız iri taşlar üzerinde büyük Arap harfli yazılar bulunmaktadır. Bu kitabeler pencere lentosu olarak kullanıldığı için sağlıklı okunamamaktadır. Kanaatimizce bu büyük boyutlu kitabe taşları başka bir binadan getirilerek 1955 yılı onarımında bu pencerelerde kullanılmış olmalıdır.

Ulu Camii Hakkındaki Rivayet;

Vehbi Cem Aşkun, Ulu Cami hakkında şu rivayetlere yer vermektedir: “Vaktiyle camii istasyon civarındaki ‘Gazhane’ denilen mevkie yapılacakmış; fakat bir türlü muvaffak olmamışlar. Caminin yapılması için icap eden malzeme gündüz akşama kadar gazhaneye taşınmış sabahleyin kalktıklarında aynı malzemenin caminin bu günkü yerinde olduğunu görmüşler ve aynı hal 40 gün devam etmiş. Nihayet ihtiyar bir zat peyda oluyor. Caminin gazhaneye değil hali hazır yerine yapılmasını söylüyor ve nasıl yapılacağını da izah ediyor. Sonra gözden kayboluyor. Bunun üzerine derhal ihtiyarın dilediğini yerine getiriyorlar ve o zatın da Hızır olduğuna kani olarak caminin ilk direğini onun görüldüğü yere dikiyorlar. Adına ‘Hızır Direği’ diyorlar.

İkinci efsanede bu direk hakkındadır ki: “Caminin içerisi çok geniştir. Üç kapısı vardır. En kalabalık bayram günlerinde bile kolay kolay dolmaz. Dünün mimari tarzına göre caminin içinde birçok direkler vardır. Bunların arasında Hızır direği ayrı bir önem taşır. Herkes bunun dibinde oturur. Hatta daha ileri vararak buraya nur yağdığını bizzat gördüklerini söyleyenlerde çoktur. Bilhassa bayanların inanı fazladır.

Hızır, insanların dar günlerinde imdadına ulaşan nur yüzlü, uzun beyaz sakallı meçhul bir şahsiyettir. İşte Cami-i Kebir’de yatan zat da böyle bir Hızır’dır. Yaşlıların rivayetine göre, bir gün bu Hızır Direği’nin dibine gayri meçhul bir çocuk bırakılmış. Bunun üzerine direğin dibinden büyük bir su çıkmış ve ne yapmışlarsa suyu kesememişler. Sonuçta 40 yapağı yün tıkamak suretiyle durdurmaya muvaffak olmuşlar.” (Hikmet Denizli, Sivas Tarihi ve Anıtları, Sivas 1998, s. 47–52.)

Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı avluya kuzey, doğu ve batı yönlerinden girilmektedir. Avlu yaklaşık 25 x55 m. ölçülerindedir. Kuzey duvarı eksenindeki giriş kapısının iki yanında daire kesitli mihrabiyeler yer almaktadır.

Camiinin minaresi10 m²lik bir alanda ve35 m. yüksekliktedir. Ustalıklı bir işçilikle yapılmıştır. Zemin kesme sekizgendir. Üzerinde tuğladan yukarıya doğru hafifçe incelen silindirik bir gövde halinde minare yükselir. Üzeri sepet örgüsü motifi ile süslenmiştir. Tuğlalar arasında çiniler görülür. Özellikle şerefe altındaki çanaklarda görülen minarede iki kitabe kuşağı vardır. Minare bir yıldırım tehlikesi geçirmiştir.

YAPILAN ONARIMLAR:  Camii şehrin ileri gelenlerinden Şeyh İhramcı-zade İsmail Hakkı TOPRAK’ın önderliğinde ve halkın yardımlarıyla 1955 yılında onarılmıştır. Sivas Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2005 yılında onarılarak çevre düzenlemesi yapılmış, son cemaat yeri yenilenmiş ve çatı örtüsü değiştirilmiştir.

Paylaşım :Share on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on TumblrTweet about this on TwitterShare on VKEmail this to someone

Bir cevap yazın