Sivas’ta Türkü Kültürü ve Sivas Türküleri

Sivas tarihin ilk çağlarından beri birçok medeniyete ev sahipliği yapmış,  ilim, irfan, kültür ve sanat şehridir.  Selçuklu döneminde zaman zaman pay-i tahtlık yapmasından ve Osmanlı döneminde eyalet merkezi oluşundan dolayı kültür ve sanatın daima zirvesinde yer almıştır. Cumhuriyet öncesi ve sonrası Anadolu Coğrafyasında büyük yüz ölçüme sahip olması, çevresindeki çoğu vilayetlerin idari ve askeri bakımdan Sivas’a bağlı sancak durumunda bulunmaları, Sivas’ı sahip olduğu geniş coğrafyanın da kültür ve sanat merkezi yapmıştır. Bu itibarla Sivas büyük bir kültür şehridir ve türkülerin başkentidir.

Sivas, Anadolu coğrafyasının merkezinde ve bu coğrafyanın kalbi durumundadır.   Şöyle ki: Anadolu’nun kuzeyini güneye, doğusunu batıya bağlayan, göç yolları ve ipek yolunun kavşak noktasıdır. 93 harbi diye tarih literatürüne geçmiş olan son Osmanlı – Rus harbinden sonra başlayan, 1. Cihan ve İstiklâl harpleriyle devamlı olarak göçlere maruz kalan şehir, Cumhuriyet döneminde de Batı Trakya ve Balkanlardan mübadele yoluyla iskân edilen göçmenlerin kültür ve sanatlarındaki renkliliği de bünyesinde toplayarak büyük bir kültür zenginliği oluşturmuştur. Bu harmanlama neticesinde müzikalitesi yüksek, sanat değeri olan klasik mahiyette musiki eserleri doğmuştur.

Sivas’ta sert kara ikliminin hüküm sürmesi, kışların çok karlı geçmesi, Osmanlının son dönemi ile Cumhuriyetin 1950’li yıllarına gelinceye kadar, çevre illerle olduğu kadar, merkezin çevresindeki il ve ilçelerle ulaşımının kesilmesine sebep olurdu. Sivaslı karlı ve uzun kış gecelerinde “Herfene”  (Sıra gezmeleri) toplantılarına ağırlık vererek sosyal ve kültürel dinamizmini canlı tutmaya çalışırdı. Herfeneler içtimai ve kültürel toplantılardı,  Herfenelerde, toplanılan mahalledeki insanların müşkülleri çözülür, fakir fukaranın yaraları sarılır, yeme ve içme faslından sonra mûsıkî meşki ile sohbet noktalanırdı. Neticesinde var olan birlik, beraberlik ruhu ile sosyal dayanışma ile tesanüt sağlanır, müşterek yapılan mûsıkî meşki ruhları arındırır ve Sivaslı olmanın hazzını tattırırdı. Bu yolla Sivas mûsıkîsine hizmet edilirdi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Anadolu genelinde var olan ulaşım sıkıntısı ve o yıllarda yetersiz, sınırlı ve az olan kitle iletişim araçları ( Gazete, dergi, radyo yayıncılığı, gramofon v.b. ) Sivas’ta gramofon ve taş plak kültürünü doğurmuştur. Ekonomik seviyesi yüksek, belirli bir kültüre sahip şehrin eşrafı  geniş evlerde ve konaklarda mahalleliye belirli zamanlarda  gramofon konserleri verirlerdi. Radyo frekanslarının sınırlı olduğu uzun dalgadan yayın yapan İstanbul ve Ankara Radyolarını Sivas’ta dinlemek imkânsız gibiydi. Bu bakımdan mali durumu iyi olanlar evine bir gramofon ve sevdiği sanatkârların plaklarından almak suretiyle mûsıkî ihtiyaçlarını karşılarlardı. Plak bahsi açılmışken Sivas’ta rastgele plak dinlenmezdi,  müzikalitesi ve sanat seviyesi yüksek, devrinin ünlü sanatkârları dinlenirdi. Bunlar arasında, Tamburi Cemil Bey, Münir Nurettin Selçuk, Hafız Sadettin, Kemal, Osman ve Burhan Beyler, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Mualla Gökçay, Hamiyet  Yüceses hanımlar. v.b. Halk Mûsıkîsinden ise, Sivas’lı Feryâdî Hafız Hakkı Bey, Diyarbakırlı Celal Güzelses, Zaralı Halil Söyler, Divrikli Nuri Üstünses, Urfalı Hamza Şenses, Mukim Tahir, Erzincanlı Şerif ve Salih Beyleri sayabiliriz. Bu üstün icracıları dinleyen Sivaslının elbette ki hassas bir müzik kulağına sahip olması ve  üstün,  seviyeli muzik zevkinin   oluşması kaçınılmazdı.

Sivaslı ve Sivas’ta yetişen mûsıkî üstatlarının başında elbette ki, Türk Halk Müziğinin babası ve kurucusu  büyük hoca, müzikolog Muzaffer Sarısözen’i anmak gerekir. Ankara Radyosu tambur sanatçısı ve bestekâr Ömer Altuğ,  Kazancılarlı Hafız Halid, Feryadi Hafız Hakkı, Zaralı Halil, Divrikli Nuri Üstünses gramofonların ve taş plakların yaygın olduğu dönemin sanatkârlarıdır. Daha sonraları Selahattin Erorhan, Ömer Şan, Kubilay Dökmetaş,  Ahmet Turan Şan’ı sayabiliriz.

Âşıklık geleneğinde ve âşık mûsıkîsinde de Sivas’ın yeri ve önemi tartışılmaz. 1931 senesinde Türkiye’de ilk defa yapılan âşıklar bayramında, birçok aşığın yanı sıra Sivas’tan iki önemli âşık tespit edilmiştir. Biri Kangal’lı Âşık Süleyman’dır. Okuduğu türkülerindeki klasik tavır ve yüksek müzikalite dikkatleri üzerine çekmiştir. Sadece bir türküsü paylaşmak isterim:

Zeynep bu güzellik var mı soyunda,                                                                                                     Elvan elvan güller biter koynunda,                                                                                                                              Arefe gününde bayram ayında,                                                                                                                    Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim,                                                                                                                                  Üç köyün içinde şanlı Zeynebim                                                                                                                  

Mamaşlı Zeynebin türküsü, 1930’lu yıllarda devrin ünlü sanatkârlarından Münir Nurettin, Hafız Burhan ve Hafız Ahmet Bey başta olmak üzere birçok sanatçı tarafından repertuarlarına alınarak plak yapılmıştır. İkinci büyük tespit ise, Türk Edebiyatı Tarihine giren Âşık Veysel, kendine has saz çalış tekniğiyle eserlerini yorumlayan,  her sözündeki tefekkür ve felsefi düşünceyi yalın ve ahenkli bir melodiyle sunan büyük halk ozanıdır.  Veysel’in eserlerini dünya biliyor ve dinliyor bu bakımdan konuyu fazla uzatmayı düşünmüyorum. Daha sonraları, Sivas’lı Âşık Osman, Şarkışlalı Aşık Mahmut (Sine kemanı çalardı ), Zaralı Aşık Hasan Turan, Aşık İzzetî, Müslüm Sümbül, Mahmut Erdal, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ ve Âşık Ali Sultan’ı sayabiliriz.

Sivas’ta sahip olduğu geniş coğrafya itibariyle çeşitli formlarda ve ağızlarda uzunhavalar çalınır, söylenir. Sivas’ta genelde maya söylenmesi yaygın olmasına rağmen, düz uzunhava, bozlak ve yüksek havalar da söylenir. Sivas uzunhava repertuarı bakımından Anadolu mûsıkî coğrafyasının en zengin illerindendir. Sivas’ta hoyrat okuma fazla yaygın olmamasına rağmen, Divrikli Nuri Üstünses “Dağlar ağardı kardan”, Zaralı Halil ise “Baba bugün ter sinemi, Kara gözler  (Zara ağzı)”  hoyratlarını okuyarak ustalıklarını sergilemişlerdir. Daha sonraları Selahattin Erorhan ve Âşık Hasan Turan’da birçok hoyrat seslendirmişlerdir.

Sivas’ın türkülerine ( kırık havalar ) gelince başta da belirttiğim gibi TRT Repertuarının büyük bölümünü Sivas türküleri oluşturur. Dedik ya “Türkülerin Başkenti”… Sivas türkülerinde makam zenginliği, şiir yapısındaki kalite ve nağmelerdeki güzellik ve lirizm hemen kendini gösterir. Sivas halayı Türk Halk Müziği repertuarının en güzel ve en girift eserlerinin başında gelir, tabiri caizse halk müziğinin konçertosudur.

Sivas’ta halk mûsıkîsi bakımından şehir ve kırsal kesimin repertuarı farklılık arz eder. Şimdilerde klasik şehir repertuarı kaderine terk edilip, kenara itilmiş,  kırsal kesimde çalınıp söylenen beste ve usta malı  türküler ve âşıklama parçalar gündemi meşgul etmekte. Elbette hepsi bizim, hepsi Sivas’ın. Lâkin klasik bir üslupla icra edilen, makam ve söz unsuru güçlü olan şehir repertuarını yok saymak çok acı. Eski Sivas düğünlerinin olmazsa olmazı ince sazlarla (Klasik sazlar) çalınan ve çekilen Sivas halayıydı. Şimdilerde açık hava ve sahra sazı olan davul zurna ile salonlarda Sivas halayı yerine Köy Ağırlaması, Maro, Koçhisar altı tarla, gibi halaylar çekiliyor. Bu durum, Sivas’ın zengin şehir kültürünün ne denli yozlaşmış olduğunu gösteriyor.

Sivas’ın şehir repertuarında mûsıkî kalıplarının çoğunu bulmakla birlikte, genelde: uşşak, hüseyni, muhayyer, tahir, hicaz, hüzzam, rast makamlarının kullanıldığı görülmektedir. Belki halk müziğiyle uğraşan ve bu kültüre vakıf olanlar niçin makam adı zikrediliyor da ayak kelimesi kullanılmıyor diye haklı serzenişte bulunacaklar, Ayak, âşık mûsıkîsinde kullanılan bir tabirdir. “Ayak vermek” gibi. Sivas’ta Elazığ, Urfa, Diyarbakır ve Kerkük’te olduğu gibi makamların yöresel adları olmadığından makam kelimesini kullanmayı uygun buldum. Zaten bugüne kadar Türk Halk Musıkîsinin terminolojisi ve nazariyatı doğru dürüst ele alınmamış, bu konudaki kaynaklar da yetersizliğini sürdürmektedir.

Sivas türkülerini söz itibariyle (şiir yapısı ve konusu) tasnif etmek gerekirse, tabiat türküleri (açıl mor menevşem bahar erişti, dağlar siz ne dağlarsız), düğün türküleri (çekin halay dizilsin,  geline bak geline), kına türküleri (çaktılar çakmak taşını, atladı geçti eşiği), sevda türküleri (yeşil ördek gibi daldım göllere,  gül menevşe senden almış kokuyu), tasavvuf ve tekke türküleri (ben ağlarım yane yane, benim adım dertli dolap, Ezrail serime çöktüğü zaman), yiğitleme ve koçaklamalar (yiğitler silkinip ata binende, kırat) gibi çeşitli sosyal olayları anlatan türkülerimiz repertuardaki mümtaz yerlerini almıştır.

Sivas Türkülerindeki önemli bir nokta da şehirle kırsal kesim arasındaki ağız farklılığıdır. Çoğu illerimizde bu farklılık yoktur, kırsal kesimin mûsıkî kültürü, konuşulan Türkçe’deki ağız ve tonlama farklılığı repertuarın da farklı olmasına ve farklı mûsıkî kültürünün oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Sivas kırık havalarında genel olarak 2/4,  4/4,  5/8,  10/8 lik usuller kullanılmıştır. Nadiren de olsa 3/4,  7/4,  6/8,  7/8,  9/8,  15/8 lik usüller de kullanılmıştır. Sivas türküleri usul bakımından da kültür coğrafyasının en zengin yörelerindendir.

Ancak, bugün tüm ülkemizde olduğu gibi Sivaslının da müzik kulağı, zevki bozulmuş, özellikle yeni yetişen nesil müzik eserlerini tahlil edemeyen, ne dinlediğini ve ne dinleyeceğini bilemeyen bir duruma gelmiştir. Mûsıkî ses üzerine kurulmuş bir sanattır. Erzurum’lu İbrahim Hakkı deyimiyle Allah ilmidir. Konfüçyüs diyor ki: “Bir toplumda mûsıkî bozulmuşsa o toplumda çok şey bozulmuştur.” Şehrimizde olduğu gibi Türkiye genelinde de bu durumu müşahede edebiliriz. Zevkler basitleşmiş, melankolizmi ajitasyonla tetikleyen, dinleyicilerini realiteden uzaklaştıran, pembe hayallerle dolu dünyalara götüren arabesk dinleyicilerinin günbegün arttığı toplumumuzun sağlıklı bir yapısı olduğu söylenemez.

Kültür değerlerimizin tamamına sahip çıkacak, kültürlü, sanat zevki yüksek, ruhen ve bedenen sağlıklı bir toplum olmamız dileğiyle…

Paylaşım :Share on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on TumblrTweet about this on TwitterShare on VKEmail this to someone

Bir cevap yazın